30 Temmuz 2009 Perşembe

ağıt


ağlamak geliyor içimden...
hıçkıra hıçkıra ağlamak.
hiç bir şey söylemeden, hiç bir yorum yapmadan sadece ağlamak.
biraz ağlasam biliyorum rahatlayacağım.
ağlasam şöyle yaşlar aksa yanağımdan eminim
kurtulacağım boğazıma düğümlenen yumruktan.
sonra uzansam yatağıma.
ilk aşkıma ağladığım, son terk edilişe yıkıldığım yatağa.
ha bir de keşke mevsim kış olsa.
şöyle camdan baktığımda lapa lapa yağan karları görsem.
şu içimin yangınını söndürseler...
ya da birazcık uyusam...
azıcık rüyalara dalsam, dermanım yok ayağa kalkmaya.
aşk acısı ne kadar yorucu bir şeymiş, hoş biliyordum da uzun zaman olmuştu hatırlamayalı.
en iyisi bir kahve almalı, çikolatanın salgılatacağı mutluluk hormonuna umut bağlamalı yoksa bu koca dev yıkılacak olduğu yere ve bir daha kalkmayacak.
ne kaldırabilecek biri olacak hayatında ne de yüreği yeniden yürümenin heyecanına dayanacak.
sana bir kere yakından bakmak...
şöyle kimsenin bakamayacağı kadar yakından...
çok mu zordu be?
çok mu?
evet, artık açmayacağım bir konu bu.
artık son verdiğim.
şuan fonda bir şarkı diyorki "unutmak o kadar kolay mı sandın?" ya da liseli ergen mesajlarında der ya "sustum diye unuttum sanma" işte aynen öyle.
ben sensiz ve sessiz.
ben sensiz ve kimsesiz.
ben sanırım artık ve daha sonraları sadece ben...

Gelmez



o gelmez...
hani o çok beklediğin, "ah bir gelse" dediğin...
onu hiç bir zaman hayatında istediğin yerde göremezsin, bu kötü dünyanın kaderi bu sanırım.
bir şeyi çok istemek çoğu zaman denildiği gibi "hayırlara vesile" olmaz.
hayatında en önemli yerine koymak istersin, o kaçar.
iki hayattan tek bir hayat yaratmaya çalışırsın, o korkar.
yani sonuçta olmaz.
korkularıda haklıdır aslına bakarsan...kendince mantıklı nedenleri, açıklanabilir sebepleri vardır.
ama sen bunu anlamazsın.
"nasıl?!" dersin "nasıl olurda gelmez?"
gelmez işte arkadaş, sen zorlasanda tırmalasanda gelmez.
vazgeçmez kararlarından, hem senin sevdiğin kadın güçsüz olacak değil ya!
güçsüz olduğundan değil! fazla mantıklı olduğundan gelmez.
sevmiştir günün birinde şanslı bir adamı, her şeyini adamıştır ona.
senin yerinde olmak için neler feda etmeyeceğin adam ise bunu anlamaz.
hatırlasana, senin yerinde olmak isteyenleri sende anlamazdın.
dedim ya dünya kuralları vardır. gerçi çok sevdiğin bir söz der ya "dünyanın kuralları değil, alışkanlıkları vardır." neyse bir dolu çelişki yine.
anlamıyorsun değil mi hala arkadaş?
"gelsin" diyorsun...bir adım atsın koşayım...
o adım atılmaz arkadaş.
atılmaz...
sen mi ne yaparsın?
dudağında yarım yamalak bir alaturka, gözlerinde akışkan bir sıvı.
ne mi yapmalısın?
vazgeçme be arkadaş, vazgeçme be ali...
o doğru insan hemde gelmese bile doğru insan...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Her Gelen Gitmek Zordunda Mıdır?

Dulcinea,

Hayalim olan kadın.
Karşıma çıkmış gibi yapan.
Sonra birden kaybolan ve bu kayboluşu mantıklı nedenlere dayandıran.
Bu aralar seni o kadar hissettim ki sürekli kendime "geldi mi?" sorusunu sordum.
Bunu gözlemliyordum duruşunlar,
aşka bakışınla, üslubunla oturup kalkışınla
her şeyinle karşımda durandın, evet gelen sendin,
daha doğrusu ben öyle sanmışım.

Oysa ki gelen tüm acımasızlığıyla
bir hüsran bir aldanışmış.
Güzel geçmişti geldiğini düşündüğüm günler,
her sabah uyanış yeni bir heyecandı seninle sohbet için;
her uyku bir başka heyecan rüyalarda kavuşmak için.

Yarın sabahtan itibaren biliyorum ki
uyanmak bana heyecan katmayacak,
seni aramaya koyulmayacağım çevremde.
Yalnız başıma, sensizlikten kimsesiz
kalmış evimde sönük bir melodinin eşliğinde;
sana sarılıyor gibi sarılacağım yastıklara.
Ve devam eden bir çok sabah yapacağım gibi...
Ama her gece yine sana uyuyacağım,
rüyalarım sana çıkacak bütün yollar üzerine hayra yorulacak, ve ben asla uyanmak istemeyeceğim sen dolu gecelerimden...

gittin...
bir çok gelen gibi,
gelmeye yüz tutmuş gibi gittin.
belki çok sevmiştim seni.
belki çok özleyecektim...
bunları hiç bilmeden çektin gittin.
sana ne kızıyorum, ne de kırılıyorum ama tek bir soru soruyorum.
nerde senin Dulcinea' lığın?

10 Temmuz 2009 Cuma

Anne Gibi




Seninle tanışmak bebeğin gözlerini açtığında annesini görmesi gibiydi.
Bebek ne kadar ihtiyaç duyarsa annesine o kadar ihtiyaç duymuştum sana.
Çok istemiştim seni, arzulamıştım;
Aynı bir bebeğin anne sütüne olan arzusu gibi...

Ruhumu doyurmak için senden başka hiç bir "mama" ya da "pirinç lapası" durumumu kurtarmıyordu...
Tek çarem sendin, gözlerimi açtığımda Aşk' a seni görmüştüm ne de olsa.

Sarıldım sana ruhumu doyurmak adına; önce karnımı doyurdun zamanla ise her şeyi öğrettin bana.

Yürümeyi öğrettin, konuşmayı öğrettin ve
bana "ben" olmayı öğrettin en önemlisi adam olmayı adam gibi durmayı öğrettin.
Ama bir gün artık "biz" kavramının fazla geldiğini ve her güzel şey gibi bununda bitmesi gerektiğini söyledin.
işte o zaman da bana "ayrılığı" öğrettin, "yalnızlığı" öğrettin.

şimdi ayaklarımın üzerinde durduğuma bakma,
ayaklarım bedenimi taşıyor ama sensizliğimi asla...

Anne gibi sevdim seni bu yüzden
bir daha asla
"Üşüdüm üstümü örtsene anne"
demedim, diyemedim.