kapıda biri alacaklı gibi,
"sevgili uzakta bilirim, gelmez de kolay kolay.."
hem öyle çalmaz kapımı o,
"dün hesabı" kesmeye gelir gibi değil,
"yarın kokusu" getirir gibi.
unutuşlar uzun, çok uzun zaman alır,
"sevgili uzakta bilirim, gelmez de kolay kolay.."
hem öyle unutmaz beni o,
kelebek ömrü gibi kısa değil,
zamansız saat gibi.
yan komşuymuş gelen,
"sevgili uzakta bilirim, gelmez de kolay kolay.."
hem öyle eli boş gelmez o,
hiçlik sepeti gibi değil,
aşk dolu, koca bir kadın yüreği gibi.
beklemek yaşına yaş katar adamın,
"sevgili uzakta bilirim, gelmez de kolay kolay.."
hem yaşlandığımı bilmez o,
karanlık kışı düşmüş saç gibi değil,
süt dökmüş çocuk teni gibi..
acı kahve getirmiş iki kelam ile,
"sevgili uzakta bilirim, gelmez de kolay kolay.."
hem kısa sözler sığdırmaz evime o,
ardı sıra susar gibi değil,
harflerin bile kırk yıl hatırı var gibi...
17 Temmuz 2010 Cumartesi
biliyorum
an geliyor korkuyorum,
an geliyor susuyorum.
bazen hiç düşünmüyorum,
öylesine yaşıyorum.
korkmuyorum üsteliyorum,
susmuyorum sesleniyorum.
bazen hiç durmuyorum,
ölesiye yaşıyorum.
biliyorum aşk bunun adı,
biliyorum gaflet anı.
biliyorum bitecek,
biliyorum hiç bitmesin dedirtecek.
hayatımdaydın ve vardın,
seni hiç gitmeyecek sandım.
bir gece uyandığımda,
gerçekleri anladım.
gitmesen demiştim,
ama sonunu bilmiştim.
ve bir sürü duygunun eşliğinde,
gidişini seyretmişim
an geliyor susuyorum.
bazen hiç düşünmüyorum,
öylesine yaşıyorum.
korkmuyorum üsteliyorum,
susmuyorum sesleniyorum.
bazen hiç durmuyorum,
ölesiye yaşıyorum.
biliyorum aşk bunun adı,
biliyorum gaflet anı.
biliyorum bitecek,
biliyorum hiç bitmesin dedirtecek.
hayatımdaydın ve vardın,
seni hiç gitmeyecek sandım.
bir gece uyandığımda,
gerçekleri anladım.
gitmesen demiştim,
ama sonunu bilmiştim.
ve bir sürü duygunun eşliğinde,
gidişini seyretmişim
Yanınızda Getirin
cesedim kaçtı duvarlarmdan,
ve yağmurlar sindi toprağa.
ne emanet tebessümler,
ne eskimiş dilekler,
ne de dün çekip gitti,
yarın kapalı zarfımda..
ansızın bir dolu bastırır mayıs ortasında,
papatyalar fesleğen kokar.
masamda boş ikinci bir tabak,
bir çift gölge dans eder duvarda.
çekildi tetiği beynimin,
kurtarmadı umut dolu şarkılar..
çok uzak bir şehirdi gittiğm,
hasret hep yanıbaşımda.
kokular sızıp gitti kapı altından,
gözlerm de aynalardan çekildi sonunda,
soluk bir ten sadece yatağmda uyuyan,
kanımda dolaşansa yıllanmış şaraplar..
en geç kalmış saatin akrebiyim,
hayatın hep bir adım arkasında.
ağlamadım da sustum çoğu zaman,
sessizliğmi gözlerinize biçtim.
eksiklerm tamlarımdan fazla,
elleriniz boş gelmeyin sakın!
dünyaya bakın gelmeden önce,
şimdiye dek göremediğimi de getirn yanınızda,
bir parça mutlu toprağım olsun,
bir damla yaşınız yanağınızda.
en güçlü silahlarınızı saklayın en kuytunuza,
siyahlarınızı giyinin de gelin,
yakanızda kır çiçekleri olsun
ve yağmurlar sindi toprağa.
ne emanet tebessümler,
ne eskimiş dilekler,
ne de dün çekip gitti,
yarın kapalı zarfımda..
ansızın bir dolu bastırır mayıs ortasında,
papatyalar fesleğen kokar.
masamda boş ikinci bir tabak,
bir çift gölge dans eder duvarda.
çekildi tetiği beynimin,
kurtarmadı umut dolu şarkılar..
çok uzak bir şehirdi gittiğm,
hasret hep yanıbaşımda.
kokular sızıp gitti kapı altından,
gözlerm de aynalardan çekildi sonunda,
soluk bir ten sadece yatağmda uyuyan,
kanımda dolaşansa yıllanmış şaraplar..
en geç kalmış saatin akrebiyim,
hayatın hep bir adım arkasında.
ağlamadım da sustum çoğu zaman,
sessizliğmi gözlerinize biçtim.
eksiklerm tamlarımdan fazla,
elleriniz boş gelmeyin sakın!
dünyaya bakın gelmeden önce,
şimdiye dek göremediğimi de getirn yanınızda,
bir parça mutlu toprağım olsun,
bir damla yaşınız yanağınızda.
en güçlü silahlarınızı saklayın en kuytunuza,
siyahlarınızı giyinin de gelin,
yakanızda kır çiçekleri olsun
14 Ekim 2009 Çarşamba
Serden Geçmişim Bir Soğuk Ankara Sabahında...
Soğuk ve karanlık bir Ankara sabahıydı, toprak geceleyin yağmurla yaşadığı aşkın çocuğunu; kokusunu hala üzerinde taşıyordu.
Dışarı baktığımda camımda bulunan yağmur damlalarını gördüm, sanki gök gece boyunca benim gibi ağlamıştı...
Paketimde kalan son sigarayı bu hüzünlü dakikalara heba edip, derin nefesler çektim; ettiğim uzun küfürlere eşlik etsin diye.
Bu sabah benim için ayrı bir önem taşıyordu, yine tövbeler etmiştim...
Yine vazgeçişlerdeydim yani anlayacağın üstad serden geçmiştim; ser dediğimden geçmiş...
Çok gençtim oysa ki bu duyguları tatmak adına, neydim de bunları yaşabilmiştim. Tanrı bana bu kadar tecrübeyi bu genç yaşımda yükleyerek ne yapmak istiyordu? ey ulu tanrım, sana inandım ve güvendim...vardır elbet bir bildiğin, "eyvallah" demek boynumun borcu.
Neden böyle düşünüyorum ki...
Kötü bir senaryonun, yetenekli oyuncusu olmak istemiyordum artık ben.
isyan mı bu? belki...
yakarış mı? hayır.
yakarmıyorum, yalvarmıyorum hiç kimseye, hiç bir şeye.
kendime güveniyor, sadece bekliyorum.
ya da böyle olduğunu var sayıyorum.
varsayımlar...
"mutlu olacaksın" demişlerdi arkadaşlarım son göz yaşlarımla doldururken boşalan son kadehimi...
"aşk" demişlerdi, en son aşktan, aşık olmaktan vazgeçtiğimde...
kelime anlamını tam olarak karşılamasan ne olurdu be varsayım?
şimdi bu yazının başında ne yazdığımı unuttum, döndüm başa tekrar okudum.
aynı ben...
aldığım kararların hep başını unutup, tekrar okumak için başa döndüğümde yanıyor canım bunu fark ettim...
şimdi susma vakti ey adam, sus ve itaat et.
sana onu bulduran kader, ağlarını örüp nasıl olsa kaybettirecekti.
ha bu gün, ha yarın ne fark eder?
bir kez serden geçti mi yürek, alışır bu davranışa tekrar babam tekrar...
bu son olsun...gerçekten son...
anlaşalım be yüreğim?
Dışarı baktığımda camımda bulunan yağmur damlalarını gördüm, sanki gök gece boyunca benim gibi ağlamıştı...
Paketimde kalan son sigarayı bu hüzünlü dakikalara heba edip, derin nefesler çektim; ettiğim uzun küfürlere eşlik etsin diye.
Bu sabah benim için ayrı bir önem taşıyordu, yine tövbeler etmiştim...
Yine vazgeçişlerdeydim yani anlayacağın üstad serden geçmiştim; ser dediğimden geçmiş...
Çok gençtim oysa ki bu duyguları tatmak adına, neydim de bunları yaşabilmiştim. Tanrı bana bu kadar tecrübeyi bu genç yaşımda yükleyerek ne yapmak istiyordu? ey ulu tanrım, sana inandım ve güvendim...vardır elbet bir bildiğin, "eyvallah" demek boynumun borcu.
Neden böyle düşünüyorum ki...
Kötü bir senaryonun, yetenekli oyuncusu olmak istemiyordum artık ben.
isyan mı bu? belki...
yakarış mı? hayır.
yakarmıyorum, yalvarmıyorum hiç kimseye, hiç bir şeye.
kendime güveniyor, sadece bekliyorum.
ya da böyle olduğunu var sayıyorum.
varsayımlar...
"mutlu olacaksın" demişlerdi arkadaşlarım son göz yaşlarımla doldururken boşalan son kadehimi...
"aşk" demişlerdi, en son aşktan, aşık olmaktan vazgeçtiğimde...
kelime anlamını tam olarak karşılamasan ne olurdu be varsayım?
şimdi bu yazının başında ne yazdığımı unuttum, döndüm başa tekrar okudum.
aynı ben...
aldığım kararların hep başını unutup, tekrar okumak için başa döndüğümde yanıyor canım bunu fark ettim...
şimdi susma vakti ey adam, sus ve itaat et.
sana onu bulduran kader, ağlarını örüp nasıl olsa kaybettirecekti.
ha bu gün, ha yarın ne fark eder?
bir kez serden geçti mi yürek, alışır bu davranışa tekrar babam tekrar...
bu son olsun...gerçekten son...
anlaşalım be yüreğim?
13 Ekim 2009 Salı
Melek
bana anlattığın bir aşkın vardı, benimde sana anlattığım gibiydi; çok benziyordu iki farklı aşk birbirine.
sende benim gibiydin, çevreyi etkenleri umursamadan sevmiş; fazlaca güvenmiştin; çok benziyordu iki aşık birbirine.
ne olacak? nasıl olacak? sorularından uzaklara atmıştın kendini...ki benden başka bunu yapan birini görmemiştim uzun zamandır çevremde.
nasıl tanıştık anlamadım, kaderin bir tesadüfü olsa gerek ikimizde zor bir dönem geçirirken...
kadere olan inancımı arttırdın be melek!
ilk başlarda senin saklandığın liman olmak harika olmuştu, bana güvenmen. ki aylar olmuştu bir kadının gerçekten güvendiğini görmeyeli.
ihtiyacım olan bir dönemde çıktın karşıma, seninde ihtiyacın vardı ama bunu kullanmak istemediğimden kaçmayı yeğledim senden.
sadece bu hiç tanımadığın şehirde zor durumda kaldığında olaya müdahil olacak kadar mesafede kaldım.
böyle olmalıydı...
yoksa üzülmek içten bile değildi, öyle de oldu.
sonra ortak arkadaşlar girdi devreye, seninle ve benimle konuşabilecek donanımda, kapasitede olanlar.
benim abla/abi bildiklerim, en çok güvendiklerim onlara anlattık neler olduğu, daha çok sen anlattın; bende senin anlattıklarını dinledim 3. şahıslardan...
3. şahıs demişken "beni sevmiyordun bilirdim" demekte kolay olmuyor ya neyse bunlar detay...
bende seviyor muyum? bilmiyorum zaten. tek bildiğim aradığım masumiyeti, iyi kalpli meleği bulduğumdu.
bana benzeyen, aşka inanmış temiz bir kalpti karşımda duran...
ama ben senin için "sıkı arkadaş" ya da "sıkı dost" hatta "kardeş" olmuştum...
o çok sevdiğimiz türk sanat müziği diyor
ya "aşık gibi sevmezsen kardeş gibi sev beni "buna da razı olduk...
şimdi ise bir başka şey duydum ki, kaldıramayacağım; üstünü örtemeyeceğim kadar ağır...ne yapacağım bilmiyorum, sadece
beylik laflar ediyor, yapmış olduğum kumdan kaleye üfleyip duruyorum...
yine kafamda hareket planları çiziyorum uygulanmayacak olan...
yine susamıyorum gevezeliğime vererek...
bildiğim ne ki...
onu bile anlamıyorum...
sadece seni tanıdığıma çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum...
sende benim gibiydin, çevreyi etkenleri umursamadan sevmiş; fazlaca güvenmiştin; çok benziyordu iki aşık birbirine.
ne olacak? nasıl olacak? sorularından uzaklara atmıştın kendini...ki benden başka bunu yapan birini görmemiştim uzun zamandır çevremde.
nasıl tanıştık anlamadım, kaderin bir tesadüfü olsa gerek ikimizde zor bir dönem geçirirken...
kadere olan inancımı arttırdın be melek!
ilk başlarda senin saklandığın liman olmak harika olmuştu, bana güvenmen. ki aylar olmuştu bir kadının gerçekten güvendiğini görmeyeli.
ihtiyacım olan bir dönemde çıktın karşıma, seninde ihtiyacın vardı ama bunu kullanmak istemediğimden kaçmayı yeğledim senden.
sadece bu hiç tanımadığın şehirde zor durumda kaldığında olaya müdahil olacak kadar mesafede kaldım.
böyle olmalıydı...
yoksa üzülmek içten bile değildi, öyle de oldu.
sonra ortak arkadaşlar girdi devreye, seninle ve benimle konuşabilecek donanımda, kapasitede olanlar.
benim abla/abi bildiklerim, en çok güvendiklerim onlara anlattık neler olduğu, daha çok sen anlattın; bende senin anlattıklarını dinledim 3. şahıslardan...
3. şahıs demişken "beni sevmiyordun bilirdim" demekte kolay olmuyor ya neyse bunlar detay...
bende seviyor muyum? bilmiyorum zaten. tek bildiğim aradığım masumiyeti, iyi kalpli meleği bulduğumdu.
bana benzeyen, aşka inanmış temiz bir kalpti karşımda duran...
ama ben senin için "sıkı arkadaş" ya da "sıkı dost" hatta "kardeş" olmuştum...
o çok sevdiğimiz türk sanat müziği diyor
ya "aşık gibi sevmezsen kardeş gibi sev beni "buna da razı olduk...
şimdi ise bir başka şey duydum ki, kaldıramayacağım; üstünü örtemeyeceğim kadar ağır...ne yapacağım bilmiyorum, sadece
beylik laflar ediyor, yapmış olduğum kumdan kaleye üfleyip duruyorum...
yine kafamda hareket planları çiziyorum uygulanmayacak olan...
yine susamıyorum gevezeliğime vererek...
bildiğim ne ki...
onu bile anlamıyorum...
sadece seni tanıdığıma çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum...
28 Eylül 2009 Pazartesi
teşekkür ve özür!
sevgili okuyucularım, sevgili dostlarım ve arkadaşlarım...
açıldığı günden itibaren o değerli ilginizden mahrum etmediğiniz blogumu ihmal ettiğimin farkındayım ve bunun bir süre daha böyle devam edeceğini üzülerek belirtmek isterim.
Nedeni ise kısa ve net : "huzuru aramaya gittim, döneceğim."
aşk acısı denen illetin elinden kurtulmak adına öncelikle kalemimden kurtulmam gerektiğinin farkına vardım.
bilmem kaç gün sonra huzuru bulmuş bir adam olarak yazacağım yazılarla görüşmek dileğiyle.
kendinize iyi bakın.
kucak dolusu sevgiler ve saygılar.
Ali ASLAN
açıldığı günden itibaren o değerli ilginizden mahrum etmediğiniz blogumu ihmal ettiğimin farkındayım ve bunun bir süre daha böyle devam edeceğini üzülerek belirtmek isterim.
Nedeni ise kısa ve net : "huzuru aramaya gittim, döneceğim."
aşk acısı denen illetin elinden kurtulmak adına öncelikle kalemimden kurtulmam gerektiğinin farkına vardım.
bilmem kaç gün sonra huzuru bulmuş bir adam olarak yazacağım yazılarla görüşmek dileğiyle.
kendinize iyi bakın.
kucak dolusu sevgiler ve saygılar.
Ali ASLAN
4 Eylül 2009 Cuma
Bir eylül akşamüstü gözlerim açılmış hayata, bundan tamı tamına 20 yıl önce...
20 yıl önce doğduğum dünya sanki aynı yer değilmiş gibi geliyor bana, yahut ben büyüdüm; farkına varmadan umarsız çocuk çizgimden ayrıldım bilmiyorum.
Dert yok muydu çocukken? Elbette vardı ama en büyük derdim olan misketlerimdi, ya kaybolurlarsa diye.
Şimdi bakıyorum da yuvarlak cam parçalarını koleksiyon olsun diye bile saklamak gelmiyor içimden kaybolanlar yüzünden.
Ağlıyordum çocukken evet ama düştüğümde dizlerim yara olduğunda...
Şimdi bakıyorum da dizlerimde bir yara yok gözlerimde yaş çok.
Üzülüyordum çocukken evet ama civcivlerim, balıklarım öldü diye.
Şimdi tek üzüldüğüm içimde ölen ümitlerim...
Çok şey kazandım bu hayatta, bir çoklarınıda doğuştan elde ettim fakat kaybettiklerimde aşağıda kalır nitelikte değildi.
20 yaşında bir adam ne kazanmıştır ki kaybetsin demeyin.
Aşkı kazandım ben kanın en deli aktığı zamanda, en çoşkulu duygularımla yaşadım...
Ama kaybettim, hemde çok isterken.
Belki biraz yanına yaklaştım, sonra koşarak uzaklaştım...
Bu gün ondan aldığım kutlama günü daha anlamlı kılan olacak ve üflenen bütün mumlarında o kazanılmadan kaybedilen dilenecek...
Her şeye rağmen o iyi ki var(dı)...
20 yıl önce doğduğum dünya sanki aynı yer değilmiş gibi geliyor bana, yahut ben büyüdüm; farkına varmadan umarsız çocuk çizgimden ayrıldım bilmiyorum.
Dert yok muydu çocukken? Elbette vardı ama en büyük derdim olan misketlerimdi, ya kaybolurlarsa diye.
Şimdi bakıyorum da yuvarlak cam parçalarını koleksiyon olsun diye bile saklamak gelmiyor içimden kaybolanlar yüzünden.
Ağlıyordum çocukken evet ama düştüğümde dizlerim yara olduğunda...
Şimdi bakıyorum da dizlerimde bir yara yok gözlerimde yaş çok.
Üzülüyordum çocukken evet ama civcivlerim, balıklarım öldü diye.
Şimdi tek üzüldüğüm içimde ölen ümitlerim...
Çok şey kazandım bu hayatta, bir çoklarınıda doğuştan elde ettim fakat kaybettiklerimde aşağıda kalır nitelikte değildi.
20 yaşında bir adam ne kazanmıştır ki kaybetsin demeyin.
Aşkı kazandım ben kanın en deli aktığı zamanda, en çoşkulu duygularımla yaşadım...
Ama kaybettim, hemde çok isterken.
Belki biraz yanına yaklaştım, sonra koşarak uzaklaştım...
Bu gün ondan aldığım kutlama günü daha anlamlı kılan olacak ve üflenen bütün mumlarında o kazanılmadan kaybedilen dilenecek...
Her şeye rağmen o iyi ki var(dı)...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)