4 Eylül 2009 Cuma

Bir eylül akşamüstü gözlerim açılmış hayata, bundan tamı tamına 20 yıl önce...
20 yıl önce doğduğum dünya sanki aynı yer değilmiş gibi geliyor bana, yahut ben büyüdüm; farkına varmadan umarsız çocuk çizgimden ayrıldım bilmiyorum.

Dert yok muydu çocukken? Elbette vardı ama en büyük derdim olan misketlerimdi, ya kaybolurlarsa diye.
Şimdi bakıyorum da yuvarlak cam parçalarını koleksiyon olsun diye bile saklamak gelmiyor içimden kaybolanlar yüzünden.

Ağlıyordum çocukken evet ama düştüğümde dizlerim yara olduğunda...
Şimdi bakıyorum da dizlerimde bir yara yok gözlerimde yaş çok.

Üzülüyordum çocukken evet ama civcivlerim, balıklarım öldü diye.
Şimdi tek üzüldüğüm içimde ölen ümitlerim...

Çok şey kazandım bu hayatta, bir çoklarınıda doğuştan elde ettim fakat kaybettiklerimde aşağıda kalır nitelikte değildi.

20 yaşında bir adam ne kazanmıştır ki kaybetsin demeyin.
Aşkı kazandım ben kanın en deli aktığı zamanda, en çoşkulu duygularımla yaşadım...
Ama kaybettim, hemde çok isterken.
Belki biraz yanına yaklaştım, sonra koşarak uzaklaştım...

Bu gün ondan aldığım kutlama günü daha anlamlı kılan olacak ve üflenen bütün mumlarında o kazanılmadan kaybedilen dilenecek...
Her şeye rağmen o iyi ki var(dı)...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder