14 Ekim 2009 Çarşamba

Serden Geçmişim Bir Soğuk Ankara Sabahında...

Soğuk ve karanlık bir Ankara sabahıydı, toprak geceleyin yağmurla yaşadığı aşkın çocuğunu; kokusunu hala üzerinde taşıyordu.
Dışarı baktığımda camımda bulunan yağmur damlalarını gördüm, sanki gök gece boyunca benim gibi ağlamıştı...
Paketimde kalan son sigarayı bu hüzünlü dakikalara heba edip, derin nefesler çektim; ettiğim uzun küfürlere eşlik etsin diye.
Bu sabah benim için ayrı bir önem taşıyordu, yine tövbeler etmiştim...
Yine vazgeçişlerdeydim yani anlayacağın üstad serden geçmiştim; ser dediğimden geçmiş...
Çok gençtim oysa ki bu duyguları tatmak adına, neydim de bunları yaşabilmiştim. Tanrı bana bu kadar tecrübeyi bu genç yaşımda yükleyerek ne yapmak istiyordu? ey ulu tanrım, sana inandım ve güvendim...vardır elbet bir bildiğin, "eyvallah" demek boynumun borcu.
Neden böyle düşünüyorum ki...
Kötü bir senaryonun, yetenekli oyuncusu olmak istemiyordum artık ben.
isyan mı bu? belki...
yakarış mı? hayır.
yakarmıyorum, yalvarmıyorum hiç kimseye, hiç bir şeye.
kendime güveniyor, sadece bekliyorum.
ya da böyle olduğunu var sayıyorum.
varsayımlar...
"mutlu olacaksın" demişlerdi arkadaşlarım son göz yaşlarımla doldururken boşalan son kadehimi...
"aşk" demişlerdi, en son aşktan, aşık olmaktan vazgeçtiğimde...
kelime anlamını tam olarak karşılamasan ne olurdu be varsayım?
şimdi bu yazının başında ne yazdığımı unuttum, döndüm başa tekrar okudum.
aynı ben...
aldığım kararların hep başını unutup, tekrar okumak için başa döndüğümde yanıyor canım bunu fark ettim...
şimdi susma vakti ey adam, sus ve itaat et.
sana onu bulduran kader, ağlarını örüp nasıl olsa kaybettirecekti.
ha bu gün, ha yarın ne fark eder?
bir kez serden geçti mi yürek, alışır bu davranışa tekrar babam tekrar...
bu son olsun...gerçekten son...
anlaşalım be yüreğim?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder