28 Haziran 2009 Pazar

Hayat Güzeldir


Güneş bu gün bir başka doğuyor,
bir başka ışık saçıyor.

Hayat bu gün bir başka güzel geliyor.
Tadı bilinen çok sevilen ama çok sık yenmeyen bir yemek gibi.
Hayat bu gün bir başka güzel, yağmurun altında sevgiliyle el ele yürür gibi.

Hayat sadece bu gün güzel değil, aslında hep güzel ama fark etmek önemli...

Hayat suyu çok soğuk havuz gibiydi aslında hep ilk girdiğinde soğuk diyorsun ama sonra "alışıyor insan" diyip kulaç atmaya başladığın...

Hayat kalça kemiğinin üzerine düşmek gibi gülecek misin ağlayacak mısın bilemediğin bir duygu.

Hayat...
Güzel!
Ben bunu yeni yeni fark ediyorum...
Fark etmemde yardımcı olanlar var, iyi ki onlar var hayatımda.
Arkamda duran bana destek olan insanlar.
Ailem, arkadaşlarım, kardeş bildiklerim kardeş dediklerim...

Şimdi biraz geriye döndüğümde ne çok acı çekmişim diyorum ve mutlu oluyorum.
İnsan acıyla mutlu olur mu?
Oluyor işte.
Acı çekiyorsun ve kıymetini anlıyorsun bu günün...
Terk ediliyorsun ve kıymetini anlıyorsun kalanların...

Ama hep şunu biliyorsun: " ne olursa olsun yaşamaya mecbursun"*
Hayat güzeldir...
Tadına bakmayı bilmek maharettir.

(Hilal' in isteği üzerine )

26 Haziran 2009 Cuma

Artık hiç kimse yalnız bırakamaz beni*



Artık kimse yalnız bırakamaz beni çünkü artık hiç kimse yalnızlığıma ortak olamaz.
Kalın, uzun surlarımdan içeriye sızamaz. Zaten kimse bu şehri artık kuşatmaya cesaret edemez.

Ne çok kuşatma girişimi oldu şu yaşıma kadar.
Ne çok savaşlar verdim bu uğurdu bu uğraşta.
Bazen yenildim, bazen geri çekildim ama aklımda hep "galiptir bu yolda mağlup" sözü vardı...

Hep buna inandım...
Her aşk bir galibiyet, bir şölendi kalbe...
O yüzdendir bütün galibiyetler dedim.

Fakat artık o dönemi çok geride bıraktım.
Yakınlarda son kez kırmaya karar verdim içimdeki grevi... Son kez mücadele ettim yalnızlık hastalığımla...
olmadı, olduramadım.

Son kez "işte bu!" dedim "yanlış anlama" dedi.
Son kez "sevgili" dedim "arkadaş" dedi.
Son kez "gel" dedim "gelemem" dedi...

İşte bu sonlarım yüzünden kendime o kadar kapandım, o kadar içime girdimki artık hiç kimse beni yalnız bırakamaz.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Gün Doğumu


seninle başladı kavgam kendimle, seni yanıma alarak yumruklaşıyorum kaçışlarımla,
korkularımla.

seninle uyanıyor benliğim karanlığından, yalnızlığından ve ıssızlığından.
aylardır kaçtıklarımdan kaçmamaya seninle başlıyorum, sen dolu başlıyorum doğan her güne.
tüm bulutsuzluk özlemlerimin sonu gibi bir "merhaba" gibisin bana çok zaman.


seninle konuşmak, tartışmak dünyanın en soğuk yerinde boğazımdan geçen bir yudum sıcak kahve.
senin ismini zikr etmek sevapların en büyüğünü kazandıran ibadet.
ama senin en çok bir serap olma ihtimalinden çekiniyorum.
yaklaştığımda kaybetmem değil mi?

bildiğim bir şey var. seninde korkuların, yalnızlıkların var.
senin gün doğumun olabilir miyim onu bilmiyorum fakat sana Necip Fazıl' dan bir şiirler sesleniyorum;

"Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,
O gün başucuma karalarla gel!
Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,
Tepende simsiyah kargalarla gel!

Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir âh işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel!"

bu yazı yine baştan aşağı her satırı ile "yüzümü en çok güldüren" için "gün doğumum" için.

19 Haziran 2009 Cuma

"onun için"


sen,
sanki benim için kaleme alınmış bir roman karakterisin, benim için yazılmış bir şiir, benim için bestelenmiş bir eser, benim için çizilmiş bir tablo...
sen,
duruşunla, bakışınla, konuşmalarınla ve bir çok özelliğinle aradığımsın.
eskilerin "huyu huyuma, suyu suyuma" diyerek tanımladığı...

sen,
kocaman yüreğinle, aşkı yaşama biçiminle hep yanımda görmek isteyeceğimsin.
benziyorsun bana, söylemlerin bile.
bu benim için çok özel çünkü daha öncesinde böylesiyle karşılaşmadım hiç.

sen benim için tüm kavgalarımın başlangıcısın,
tüm mağlubiyetlerin çıkışı.
tek ışığım...
tek gücüm...

annem gibisin bazen, o çok sevdiğim; hayatta en çok güvendiğim kadın gibi...
bazen kardeşim gibisin, ne zaman yaramazlık yapacak diye düşündüğüm afacan kız çocuğu.
ama en çok "sevgili" gibisin bana...
ya da ben öyle görmek istiyorum sadece belki senin dediğin gibi "iyi arkadaş"...

bilmiyorum ne olacağız, tek bildiğim bir şeyleri istediğim...

bu yazı bütün her noktası ile birlikte "o"na. o mu kim? bence biliyor kendini...

bilmiyorum derse, varsın desin...

16 Haziran 2009 Salı

aklımın almadığı (kız)



Bir kız tanıdım günler önce.
nasıl tanıdım, nerede tanıdım önemli değil.
tanıdım...

susmayı, yalnızlığı silah biliyordu.
sessizliği huzurun anahtarı sanıyordu.

korkuları vardı.
birinin "her şey" olmasından korkuyordu.
korkmaktan bile korktuğu oluyordu.

oysa bilmiyordu, kendini kapadığı o karanlık ama güzel manzaralı yerden bir çıksa;

gördüğüm en güzel kelebek olacak, eğer kozasından. gerçi benim o kozayı elime alıp çıkartmaya cesaretim yok ama o çıkmalı bence...

gördüğüm en güzel çiçek olacak eğer topraktan çıkarsa, cesaretim olmamasına karşın;
cansuyu olmak istiyorum ona bir şey beklemeden ondan sadece o güzel kokusunu o güzel görüntüsünü bana bahşetsin...(frezya)

gördüğüm en güzel kız o benim, belki de görmediğim. bilmiyorum nedir ne değildir... yeni yeni öğreniyorum ona dair her şeyi.
ne sever, ne yer, ne içer ne yapılırsa kızar...

tanıyordum onu, tanıdıkça mutlu oluyordum.
nasıl mutlu olmayayım?
dünyanın en şanslı erkeği onu tanıyanlar, tanıyabilenler olmalıydı diye düşünürken; ben tanımaya başlamıştım.

şimdi onu bir şeylere ikna etme zamanı.
ama sanırım önce kendimi ikna etmeliyim.

(not: bu blog için yazılmış en doğal yazılardan, en gerçek kokan yazılardan birisidir.)

13 Haziran 2009 Cumartesi

aklımın almadığı (galatasaray)



90' yılında gözlerimi açtığımda, açılmış gözlerim galatasaray' a.
sarı kırmızılı tulumu babamın bedenime geçirmesiyle bize de geçmiş galatasaray sevdası...

hep mutlu etti beni bu aşk, galatasaray aşkı...
sarı ile kırmızının inanılmaz uyumu bana verdiği inanılmaz huzur...


ali sami yen cehennemi, aşkımın cenneti. tarih biliminin yanlışını yüzüne vurandır ali sami yen...
tarih burada yazılır. tarih ali sami yen' de görülür...

george hagi... karpatların maradonası...
ne kadar yakışıyordu ona sarı kırmızılı forma. 10 numaralı formayı giydiğinde, bir de ayağında siyah kramponlarına top gelince...
hepimiz nefesimizi tutardık...

hakan şükür... türkiye liglerinin en iyi golcüsü, 9 numaralı formanın gerçek sahibi.
hem galatasaray' ı hem türkiye milli takımını sırtladı döneminde.
galatasaray sevgimizi körükleyendi...

harry kewell...
türkiye liglerine gelmiş en kariyerli futbolculardan biri.
galatasaray formasını giydiği ilk yılda gösterdi gerçek bir aslan olduğu.
o da iyi ki var.

bir metin oktay' ı göremediğime çok yanarım.
galatasaray aşkını paranın satın alamayacağını gösteren...
taçsız kral...

galatasaray...
armanla, formanla, taraftarınla büyüksün.
galatasaray...
içime işleyen, hayatıma sarkı kırmızı rengi katansın...

hani nazım hikmet diyor ya:
"seviyorum seni
denizi uçakla ilk defa geçer gibi
istanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan birşeyler gibi
seviyorum seni
"yaşıyoruz çok şükür!" der gibi"

işte ben bu kısmına " galatasaraylıyız çok şükür"
diyorum...

20 yıldır beni terk etmeyen, elimi asla bırakmayan oldun...
20 yıldır güldüren, ağlatan, sövdüren, eğlendiren dans ettiren oldun...

formanı giyip sokağa çıkmanın gururunu biliyorum, bu yüzdendir seni bu kadar çok seviyorum.
iyi ki varsın.

"seni tanımak hayatın anlamını anlamak oldu."
aklım almıyor bir seni bir de sana olan aşkımı...

11 Haziran 2009 Perşembe

aklımın almadığı (sen)

sen,
yaralarımı saran oldun ama yaralayanda.
neşelendirendin, hüzünlere boğan...
aydınlatansın, karanlıklara hapis eden.
sen her şeydin...
hayat adına, yaşamak adına ne varsa; işte sen o oldun benim için.

senden,
yanımda olmanı istiyordum ben, hep yakınımda kalmanı; ne zaman istesem dokunabileceğim uzaklıkta, ne zaman istesem sesini işitebileceğim mesafede. beni sevmeni istedim, benim seni sevdiğim gibi delicesine (tahir ile zühre şiirini senden sonra anladım sırf bu yüzden), senden hep benim olmanı istedim...
bunları o kadar çok istedim ki, senden bir başka şey istemeyi unutmuşum...

seni,
bir başkası ile benden daha fazla mutlu olma ihtimalini hiçe sayarak, bunu engellemeye cesaret edecek kadar bencilce sevdim. seni, dünya üzerinde sadece sen varmışın gibi sevdim.
ama seni en çok sen olduğun için sevdim...

şimdi,
hayatımda bir "sen" yoksun bir de "huzur". hayatımda bir "sen" yoksun bir de "aşk".
hayatım eksik, hayatım yarım, hayatım sessiz.
keşke kalabilseydin, bu aptal adamın seni bencilce bir o kadar delice seven kalbinde.

sonunda,
sensizliğe alışabilmenin tadına varıyorum. artık geceleri yalnız uyumaktan korkmuyorum, ışıkları kapatabiliyorum. sırf seni görebilirim diye gitmediğim yerlerden kaçmıyorum artık...
ama bu kadar şeye rağmen tek bir şeyi yapamıyorum: seni bir hiç gibi ya da hiç olmamışın gibi kabul edemiyorum.